Turnusol.Biz
Anasayfa
Toplumsal muhalefet
Politika
Ekonomi
Dünya
Gençlik
Kadın
Ekoloji
Yaşam kültürü
Tarih
Dünya solu
Katkıda bulunanlar
İktibas
Künye
İletişim

ETKİNLİK TAKVİMİ

AğuEylülEki
PaSaÇaPeCuCuPa
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910
12 Eylül 1980 Darbesi
Referandum yazıları
Kitaplık
>> DİĞER SAYFALARDA  >> UFUK URAS: ‘Hayır’da hayırsızlık var >> ERHAN BAĞCI: 133 aydınımız ‘hayır’ demiş! >> AHMET ASENA: Maddeler bahane, hedef AKP >>

Diğer Haberler

EDP: 55 yıl geçti, unutmuyoruz!
EDP: '55 yıl geçti, unutmuyoruz!...
6-7 Eylül: 'Bir daha asla!'
13 Eylül’den itibaren yeni Anaya...
Direnişin belgeselleri
Ziya Halis Kanal 24'te...
EDP'den 'Referandum Forumu'
Kadınlar 'Barış Anayasası' istiy...
Barış için sokaklardayız!
Ziya Halis: 'Başbakanı uyarıyoru...
Hrant'ın Arkadaşları soruyor!
Türkiye'yi bu utançtan kurtarın!
İzmir Belediyesinin zamları ipta...
EDP Kayseri: 'Hayır demek, daha ...
İzmir'de 34 kuruluştan barış çağ...
Ziya Halis Ülke TV'de...
Kars’ta Kürtçe tiyatroya yoğun i...
TMK mağduru çocukları bırakın!
Devletin ayıbı: Resmi cinayetler...
Hrant'ın Arkadaşları: O savunmay...
Uras: 'Bu ateşkesi ıskalamayalım...
Son eklenen haberler

Diğer Makaleler

6- 7 Eylül trajedisi...
Virüs...
Yerindelik denetimi - 2
Aleviler, Kürtler, Emekçiler…
Referandumun çarptığı sol
Kapitalizmin markası...
Sagarmatha'dan Filistin'e...
Referandum ve Aleviler
Diğer önemli maddeler
Sivil vesayet paranoya mı?
Makale Arşivi için tıklayın

İlgili Kategoriler

Yaşam kültürü

E-BÜLTEN

Lütfen e-posta adresinizi giriniz...

KARİKATÜR

Tüm karikatürler

Medusa bakışı...

Yazıyı Arkadaşına Gönder
Yazıyı Çıkış Al
Suat Hayri Küçük suathayrikucuk@hotmail.com
23 Temmuz 2010 Cuma


MİDAS'IN DOKUNUŞU KARŞISINDA MEDUSA'NIN BAKIŞI

Dokunduğu her şeyi altına dönüştüren Midas, Olimpos Dağı’nın burjuvasıdır. Tersten söylersek de burjuva, kapitalist toplumun Midas’ıdır. Bütün gücünü, değerini ve anlamını ürettiği, dokunduğu her şeyi altına dönüştürme vasfı ona ödül olarak verilse de lanetine dönüşmüştür. Erkek bir tanrı olarak Midas’ın hikmetinin sınırı dokunma mesafesindedir. Duasının kefaretini beddua olarak yaşarken Midas’a isyan etmeyen herkes, onun dokunma menziline girer ve bu suçtan payını alır.

Midas, Dionysos’tan dileyebileceği onca yaşamsal şey varken zenginlik dilemiştir. Dileği gerçekleşince de, dokunduğu her şey altına dönüşmeye başlamış, altından bir kafese dönüşen yaşamında, düşüncenin ve arzunun donup tabutlaşmasıyla, yaşayan hiçbir şeye uzam kalmamış, hareket ve zaman paranteze alınmıştır. Zenginlik, yaşamdan yoksunluğa dönüşmüştür. Bu haliyle çağdaşımız burjuvaları anıştırmaktadır. Midas’ın şeyleştiren dokunuşu ile burjuvanın yaşamın bütününü pazara sürerek metalaştırması arasındaki ruhsal akrabalık karşısında bizler (burjuvaziyle ve onun kapitalist modern uygarlığıyla her düzeyde kavgası olanlar) de arzu ve öfkemize denk düşen mitolojik arketip olarak Medusa’yı (tanrılar katında dişi ve estetik açıdan punktır) ve onun düşmanı taşlaştırarak tarihe gömen bakışını şimdiye ve buraya tercüme edebiliriz.

Midas dokunduğu şeyleri altına dönüştürüp değer yaratıp kıymetsizleştirdiği yaşamdan yoksunlaştırıyorsa hayatı, Medusa da bakışıyla, yaşamı boğan ne varsa taşlaştırıp yaşamın, oluşun önünü açmaktadır. Bu alegoride Midas’ın dokunma mesafesi ile Medusa’nın görme mesafesi arasındaki uçurum sevindiricidir, görmek dokunmaktan daha avantajlı bir varoluş kipi olarak düşünsel ve sanatsal açıdan da çoğul bir vaat taşır. Midas yaşamımıza dokunmadan, bakışımızda onu taşa çevirmek, zamansızlığa kapatmak, şimdi nasıl ve nelerle olanaklıdır sorusu üzerinde düşünebiliriz.

Gösteri kültürünün Midas’ın Dokunuşu’na benzerliği karşısında sitüasyonist tavrın Medusa Bakışı’na benzerliği üzerine düşünmek gerçeğin çölünden çıkış için sabah yıldızımız olabilir. Gündelik yaşamda, sanatta ve politik düşüncede Medusa Bakışı edinmek için, direnişten saldırıya geçişin adı sitüasyonist tavırdır. Sitüasyonist etki yaratmak için gösteriyi Medusa Bakışı ile sabote etmek, durum ve olay yaratmak olanaklı. Burjuvazinin, çağın ruhunu pazara sürmek için yaptığı Midas’ın Dokunuşu etkisi ile dalaşmak için, bozguncu, durum-olay yaratma biçimi olarak çarklara kum atmak, kaldırım taşlarının altındaki kumsala varmak babında, Medusa Bakışı için sitüasyonizmi çağırmak, avangardın burjuva radikalizmini aşmanın da koşuludur. Bu çabanın, niyetin ve arzunun metne yansıması olarak Greil Marcus’un Ruj Lekesi’ni okumak; sistemin kapma aygıtlarıyla dalaşmanın arifesinde, kültürel, sanatsal ve düşünsel lojistiğimizi hem hatırlamak hem de yenilemek açısından hayırlı olacaktır.

Sex Pistols'ın bozucu müziğini Rimbaud'yla karıştırıp anlatan, punkla sitüasyonizmin kardeşliğini melez bir yapıntıya dönüştüren Marcus’un Ruj Lekesi’ni okumak dahi kendi içinde politik bir deneyim.

Hayatın yeniden ele geçirilmesi temelinde varoluşun tamamen dönüştürülmesi ideali ve yaşamı tümüyle ve kökten dönüştürecek gerçek isyan daima politik programların çok uzağında patlak verir. Politika mevcut, bilinen biçimiyle bu ideali, bu türden bir varoluşu ve isyanı terbiye etme sanatı olarak icra edilir. Eleştirel-muhalif düşünce burjuvazinin son sığınağı olmuşsa, ne bu öznelliğin kurucusu söylem, ne de bu söylemin düzenlediği toplumsal, bu burjuva sığınaktan dönüştürülemez. Gösteri toplumunda tüm bir mekan artık kimsenin kendisi olmadığı, dolayısıyla da kendilik deneyiminin engellendiği bir yere dönüşmüştür. Promete Herakles’in sırtında kurtuluş duaları okurken imgelendiğinde, tarihin imdat fireni çekilerek tarih meleğinin uygarlığın arkasında bıraktığı enkazlar pahasına ilerleyişindeki sürüklenmesi durdurulacaktır. Ok atmak için önce yayı germek gerekir. İşte bu yayın gerilimini büyütecek olan gündelik yaşama sitüasyonist müdahale olacaktır. Gerçek, dünyayı değiştirme çabasının içinde bir zorunluluksa ve özgürlük bu zorunluluğun bilinciyse, düşünce varlığın bir parçası ve biçimiyse, eylem ve sanat buluştuğunda, burjuva sanatın nevrotik karakteri de kavranabilir. Dilin soluklandırıcı, plastik kaynaklarına dönülerek sözcüklerle, onlara yaşam veren devinimlerle bağ kurulduğunda nesneler de anlam uğuldayacaktır. Konuşma dili gösterge diline boşalttığında anlam yükünü, sesi öne sürerek sözcüklerin anlam dualarına dönüşmesi sağlanabilir. Nesneler karşısında yabanıl ütopik duyum ve jestle düşünce buluşunca, sözden koparıp alınan şeyler sözcüklerin dışına yayılarak görsel dilin baştan çıkarıcılığı ile ruhun kendini yaşama açması sağlanır. Sözcüklerin ruhumuza az şey söylediği mevcut durumda oluşacak bir kısa devrede imgeler ve seslerle oluşacak bu yeni ilişkide uzam da konuşur. Böylece bilinç de duygular ve tutkuların yol açtığı boşluk düşüncesinde oluşup, her tinsel aktarım başka türden bir dil bahşeder bize. Çünkü mevcudiyetin metafiziğinde ölü bir dille konuşan meselesiz formlar düşünsel uzamı doldurduğundan, düş ve ütopya konuşma alanına giremiyor. Şimdi, tüm zamanla dolduğundan, an ve süre yer bulamıyor zamanda ve düşünce tabutlaşıyor. Çağın günahı ve neşesi olarak sanat da zamanın bu burjuva temellükünde fantastik bir budalalığa kapatılıyor.

İmgelerin görsel yaygarasında kendini arzu nesnesine dönüştüren modern tahakküm durumu karşısında, yarattığı olay durumlarla başka yerlere bakmak, coğrafyasız tarih yapmak olarak çağın heretiği olabilecek sitüasyonist etki başlama vuruşu olarak düşünülebilir. Arkalarındaki zemini silerek, izleri kazıyarak şüphenin mutlaklığını, adlarını ve tarihlerini çağın ruhuna sanki rujla yazmış, tehlikeyi ve hazzı politikanın ve sanatın kral yoluna sürmüş olan sitüasyonistler, kulaktaki fısıltının sanatıyla her defasında hikayenin taşıyıcısı olacak yeni seslerle ruhunu yenileyen bir düşünüş, yapış ve oluş tarzıdır.

Gündelik hayatın kültürel sabitlerinde gedik açmış, çağın kutsallarına dalaşarak kargaşa içine çekmiş, önünde saygıyla eğilinen her şeyin ideolojik kurgusallığını ifşa ederek, toplumsal olguların olumsuzlanması ile toplumun taleplerini kahkahayla reddetmektir sitüasyonist tavır. Nihilizme mesafesini siyasallıkla koruyan bu olumsuzlama, var olmaya çağırır. İş ile günahı bir tutan ve her ikisini de hor gören 14. yüzyılın İngiltere Kefereleri gibi, yüzyılın içindeki anlam-değer boşluğuna gözünü dikmek, çatlağı büyütmek çağrısı. Jestleri belirleyen dekor karşısında eski Heretiklerin duası olan “Devirin, Devirin, Devirin!” mırıltısının çığlığa dönüşmesi ile oluşan, “gerçek şiirsel an, tarihin ödenmemiş bütün borçlarını gündeme getirir” inancıyla, ölçüyü bozan durum ve an içinde, yüzyılın simgesel kafesinden çıkmak çabası. Devrim bir karşılaşma ise bir keşif olarak sitüasyonizm bu karşılaşma için gösteriyi askıya almaktır. Bozucu, gelecek yok bilgisi yayan, geçici olaylar olanağı yaratan, bu karşılaşmanın buluşturduğu sıkıntı ve ferahlama, tedirginlik ve panik, sessizlik ve gürültünün rasyonelleştirmeye ayak diretmesiydi. Bu ayak diremenin kendi zamanı içindeki konumunun şimdiki ifadesi üzerine düşünmek, gerçeğin çölünden çıkış için yolu gösterebilir. Değerler askıya alınıp, vahşi neşe yaşama katıldığında, yaşam sahnelenemeyecek denli yoğunlaşacaktır. Temsil ise burjuva bir sırıtış olarak imgelenecektir. Bedenin ihtiyaçlarından ruhun arzularına yönelen kapitalizmin çağdaş biçimi ve sermayenin birikerek bir imaja dönüşmüş hali olan gösteride kendisini tüketen insanlık durumu karşısında Debord, Hegel’in “Sadece temsil edildiği ve idealleştirildiği vakit benlik, gerçek değildir: yerine kendisini temsil eden şey geçtiğinde ise, artık yoktur.” sözünü hatırlatır. Artık had bilmemek, küstahlaşmak, terbiye olmamak yaşama karşı duyulan devrimci nezaket gereğidir.

Doğru, bir yanlışlık anıysa eğer, o an tüm zamanla dolup taştığında, insanın kendi yaşamını yaratma arzusu olan devrim arzusu, ancak yeni bir toplum yaratmakla doyurulabilir türden bir açlıktır. Marx’ın eleştiriden anladığı şey gibi, sitüasyonizmin gösteri toplumu eleştirisi de yumruk yumruğa dövüşlerdendir. Rakibin durumuna, kim olduğuna bakmadan ona vurmaktır. Bu kavgada gerçeğin ideolojisinin gücünün yetmeyeceği, bildik zamanın feshedileceği bir an mayalanır. Sevmedikleri babaları Gerçeküstücüler ile sevdikleri babaları Dadaistlerin kimsesiz çocukları olarak Sitüasyonistler, arkasında tabur istemeyen generaller ordusu gibi, biz sadece patlamayı örgütleyeceğiz demişlerdi.

Bir tarihsel toplumsal durumda özgürlüğü temsil eden ne kadar çok şey varsa, özgürlük oraya o denli uzaktır. Bu yüzden keder öfkenin alanına sürülmelidir. Aptal, ucube kral olan metalar kör ve baştan çıkarıcı simgesel anıtlar dikerek gösterinin efendisi oluyorsa, olması ve yapılması gereken şey bellidir artık; bu simgeler tahrip edilmelidir. Bu tahribin zihinsel yansıması, bu an, gerçekleştirilmiş sanat olarak, insanların hayır dedikleri, devrime ve yaşamsal bütünlüğe giden yolu aydınlatan bir şimşek çakımı olabilir. Arzular ekonomisi olarak gösteride boş lakırdı ve uğultu içinde, sünepe burjuvaların kapma aygıtına dönüşmüşse toplumun mutluluk fikri, bu kavrama ve imgesine kaşı açılacak savaşta düşmanı kendi kalesinde, kendi içimizde vurmak, sitüasyonist bir tavırdır. Bu tavırda yaratım, toplumu bütünüyle krize sokacak bir atmosferi oluşturacaktır. Belirsizlikten derinlik devşiren, ruhlarla savaşan yüzsüz bir maske, Heretik bir din gibi anlaşılan ama açıklanamayan, saatleri durmuş, tanrının gazabını çağırır gibi ilmeğin ucunu arayanlar, suiistimal ve saldırı için, bir vaka gibi, çıplak bir ağız kalabalığı içinde ormanda devrilen bir ağaç gibi, herkesin anladığı hiçbir şey söylemeyen dili sökmek gibi, siyasal bedenler ve fiziksel metaforlar gibi, ateşin etrafında dans gibi, ateşe dalmak gibi, ateş olmak gibi sitüasyonist tavır yapmak.

Kapitalist tüketim toplumunu, içerdiği ve içine yerleştiği yeniden üretim aygıtları olan alışkanlıklar, değerler, anlamlar, nesneler, sosyallikler ve tüm sahte insani edimlerle birlikte çatışma alanına çekmek için sitüasyonist kargaşa projesi; nihayetinde bu dünyadan gerçeği ve tarihi söküp atmak, hakikati ve zamanı varlığa açmak için, burjuva uygarlığın façasını bozan durum ve olaylar örgütlemektir. Çağın ruhu ve kapitalizmin eşitsizlik/iktidar üreten bedeni açısından safralaşan süprüntü ve kölelere, tüketim nesneleriyle örülmüş bir kusursuzluk ve tamamlanmışlığı vaaz eden gösteri toplumu karşısında, kavramsal kişiliklerle, edebi-estetik formlarla, diyaloglarla düş-ünsel olanı somutlaştırmaktır sitüasyonis tavır. Temel üretimini ve çevrimini tüketim biçimleri ve süreçlerinde garantileyen gösterinin/çağın ruhu karşısında politik direnişi temsil eden kavramsal kişilik, etrafı çevrilemez, içine girilemez tipin tavrı ve durumudur sitüasyonist olan. Yaratılan/kurulan yada inşa edilen bu durum ve olaylarda, yabancılaşmanın, şeyleşmenin, ilerlemeci üretimciliğin ve tüm teknolojik ablukanın dağıtılması için, Bahtinci anlamıyla ütopyaların karnavalı gibi tasavvur etmek gerekir bu durumu.

Özlemini çektiğimiz şey dünyayla aramızdaki mahremiyet hissidir. Bu hissin nesnesi olan burjuva mekanda açtığı menfezde yaratıcı uzam oluşturmak için, yaşamın soluklanacağı atmosferi yaratacak olan, mevcudiyette s/imgesel yıkım, zihinsel/ruhsal ve buna bağlı olarak varoluşsal bir kopuş, özgürlük için toplumdan kaçışa dek salınır kargaşa projesi. Fakat bu sırtı görünen “kaçış”, savaşçının son yenilgisinde, yenildiği yerde gömdüğü baltasını almak içindir. Bu salınım ve sarkma, esaslı bir sıçrama ve saldırı için radikal bir geri çekilmedir.

Meta fetişizminin şiddeti karşısında yaşamı savunan bir kuvvet kullanımında oluşacak yoksul(n)luğun nezaketi olan sertlik, kapma aygıtlarına yakalanmadan, sisteminin yıkımını, meta formunun cezp edici tuzağından kaçışı amaçlayan bir sosyal potlaç çağrısı, kapitalizmin dışta bıraktığı, ona dışsal olan bir alan arayışı ile birlikte şekillendiğinde, dejenere olmaktan, yozlaşmaktan ve lümpenleşmeden korunabilir. Bu burjuva enfeksiyondan korunamadığında ise burjuva snopluklar karşısında lümpenleşmeye çekilmek, kitsch ile burjuva yüksek sanatına karşı çıkmak kadar bir kader yapacaktır. Bu kaderin bozulması için de Deleuzecü savaş makinesi, baskıcı sosyal mekanizmanın dışına bir kaçış çizgisi boyunca yönelen köksapsal ve viral durumlar tercüme etmeliyiz günümüze. Devletin ve sistemin hiyerarşik ve pürtüklü yüzeylerde çalışan kapma aygıtları karşısında savaş makinesı kavramı somut bir olgu olarak duruyor yolumuzun üstünde. Kaygan yüzeyler ve karşı sosyal mekanları, iktidarın sınırlama, denetleme ve kapma stratejilerinden korunmanın bir yolu olarak varoluşumuzun bir parçası haline getirmeliyiz. Sistemin mikro-kozmosu olarak kişinin kendine saldırısı da, söylemin kurduğu öznelliğin yıkımı anlamıyla yaşandığında, temele, yani sistemin bütün gücünü aldığı yere, acıtan yere vurmak olacaktır. Bu viral toplulukların sitüasyonist kargaşa projesiyle sistemin bu gerçeğine meydan okumasıyla, bir imge, bir ad ve bir nesne olarak sistem sersemleyecek, anlam ve değer erozyonu yaşayacaktır. Sistemin aynılaştırmak, sterilize etmek ekseninde işleyen kusursuzluğunun kıyılarında patlak veren minör durumlar ve mutlak, kavranamaz, kapılamaz ötekilikler yapıntısı olarak virütik sızmalarla, zincirleme bir çöküş mayalanabilir. Kuvvet yüklü ve alaycı restleşmeyi sistemin makine dairesine dek indirmekle, sistemi kendi menzilinin sonuna, ufkunun eşiğine sürükleyip, aşırı biçimlerini kusması sağlanabilir.


RUJ LEKESİ - Yirminci Yüzyılın Gizli Tarihi
Greil Marcus
Ayrıntı Yayınları
Temmuz 1999, 496 sayfa

Yazar:Suat Hayri Küçük
Anasayfa | Künye | İletişim

turnusol.biz - 2008   Kolektif girişim ve fikir imecesi ürünüdür.

turnusol.biz, internet yayıncılığı etik ilkelerine uyar. Ticari olmayan kullanım amaçlarınız için bu siteden yazı ve malzeme indirebilirsiniz.