Bireysel zannedilen sorunların toplumsal çözümleri varken, egemen siyaset anlayışı, toplumsal sorunlara bireysel çözümler dayatabiliyor. Bireycileşme gereği, ‘herkes kendi sorununu kendisi çözsün’ deniyor.
Eskiden kurşundan zehirlenmesinler diye, işe yaramasa bile, matbaa işçilerine yoğurt yedirme usulüne gidilirdi. Bu yoğurt yedirme yöntemlerinin siyasi karşılıklarını görüyoruz. Zehirin kendisine karşı çıkılmadan, sonuçlarıyla mücadele edilmesi mümkün değil. Varolan içinde çözüm arayışı, arayışları da varolana tabi kılıyor.
Bugün varolan neo liberal hegemonyayı savunan tez dışında, geçmişe dönme özlemlerini içeren milliyetçi/köktenci/Keynesci yaklaşımlar ile varolanı aşma eğiliminin, iki ana siyaset ekseni oluşturduğunu görüyoruz.
Özellikle 11 Eylül’le birlikte, 21. Yüzyıl’ın siyasi koordinatları yeniden tarif edilmeye çalışılırken, egemen geleneksel siyasetin kendini yeniden tahkim etme çabası da ortada.
Bilinen haliyle geleneksel politika, yoksuldan oy, zenginden fon alıp, birini diğerine karşı korumayı taahhüt etmeye dayanan ince bir sanat haline gelmiştir.
Ama galiba yaşanan krizlerin de hızlandırması ile birlikte kıyının sonuna gelindi.
İşin ilginç yanı geleneksel siyasete tepki, giderek doğrudan siyasetin kendisine yöneliyor ve yüzyılın yabancılaşması bu alanda yaşanıyor.
Temsil ilişkisine ve yukarıdan aşağıya tahakküme dayanan egemen ve geleneksel siyasetin tarihi, aslında siyasette yaşanan yol kazalarının da tarihidir. Geleneksel siyasetin yol kazalarını anlamanın yolu, bu siyasetin karakutusunu açmaktan geçiyor.
Dijital devrimin sağladığı imkanlarla doğrudan demokrasinin önündeki engelleri aşabilecek bir siyasi iradeye ihtiyaç bulunduğu halde, bu zeminde ciddi siyasi sıkıntıların yaşandığı görülüyor.
21. Yüzyıl’da, bir yandan elektronik devrim ile elektronik devlet, bürokrasinin etkisini azaltabilirken, diğer yandan Mobil, Goodyear gibi çokuluslu şirketlerin merkez binası bile kullanmadıkları, Avrupa’da müzik endüstrisinin çelik endüstrisini geçtiği bir ortamda, siyasi partilerin çok daha battal kaldıkları görülebiliyor.
Evden ve yerinden yönetim yöntemi hızla yaygınlaşıyor, ama zihinlere ve tabii siyaset düzeyine yansıması biraz zaman alıyor.
Bugün teknolojinin günlük yaşamda kullanılma aralığı hızla kapanıyor. Bahri Dede’nin gazelindeki gibi, ”O mahiler derya içindedirler, deryayı bilmezler” durumuna siyasetin düşmemesi gerekiyor.
Platon’dan beri biliyoruz ki, iyi yönetimle kötü yönetim arasındaki fark, yönetimlerin kendi koyduğu kurala uyup uymamasında, bu kuralların yapılmasına yurttaşın katılmasında ve nihayetinde bu kuralların kamu yararını yansıtmasında yatmaktadır.
Kendi kabulleriyle içine kapanan tefekkürcü siyasetin hayatı açıklama monopolü olmuyor. Siyasetin dönüştürücü yeteneği zayıflayınca, kendini de, toplumu da dönüştüremiyor.
İnsanlığının zihninin genişlemesine yarayan, ufkunu açan/aşan her şey ve sürece makul bakmak gerekiyor.
Yaratıcılığın öldüğü her yerde olduğu gibi siyasette de hemen formalizme sığınılıyor. Siyasi taaasup denilen dogmatik uykunun, fiziki uykudan pek farkı olmuyor.
Özellikle iktisadi/siyasi kriz dönemlerinde istikrar arayışları, değişim taleplerinin önüne geçebiliyor. Siyasi iddialar ile seçmenin tercihleri arasında bir uyuşmazlık varsa, tarihe başka bir gözle bakmak, genç kuşaklara askerlik anılarına dönüşen öyküler anlatmaktan daha anlamlı olabilir.
Siyasi kayırmacılığa karşı çıkmadan, geleneksel siyasetten sıyrılmak zor gibi gözüküyor. Sadakat oluşturma ve bağlılık yaratmaya yönelme kayırmacılığı yaygınlaştırabiliyor. Böyle gelişen bir siyaset yapma kültürü içinde de partilerin sorunlara çözüm bulma kapasitesi gelişemiyor ve halkla kayırmacılık dışında iletişim kurma gayretleri önemini yitirebiliyor. Çözüm yerine sadakat üretme tercihleri, siyaseti kilitleyebiliyor.
İçinde soluduğumuz egemen politik kültürün kendisiyle kategorik olarak uzlaşmayı reddedenlerin farklı bir arayışa yönelebilme şansları oluyor.
Solun sağcılaşması, siyaseti de tek kale oynanan bir maça çeviriyor. Halbuki bu oyunu bozmak mümkün.
Sadece kıyının sonuna gelmedik; son çırpınışların da bir geleceği söz konusu değil.